İsyan Yeniden, Bahreyn

ABD’nin pusulasıyla, Suudi Arabistan liderliğinde Körfezin hizaya çekilmesi manevrasının yankıları sürüyor. Bölgede büyüyen İran etkisine karşı İhvan projesini dondurup Riyad Paktı (bazı yorumcuların tabiri ile İslam Natosu) çerçevesinde karılan desteden savaşlarla, çatışmalarla kırıma uğrayan halklar için barış çıkma olasılığı söz konusu değil.

Suriye ve Irak ordularının sınırı birleştirme hamlesi, Rakka operasyonları ve Putin’in “Suriye’de iç savaş sona erdi” açıklaması barışı müjdelemiyor. Zira Yemen ve Suriye’de yenilgiyi tadan Suudi Arabistan, Tenef’ten güneye Ürdün sınırına ve Deraa bölgesine uzanan sahada Sünni bir devlet istiyor. [1]http://www.medyasafak.net/haber/2323/ozel–suudi-kralligi-uzmani-lubnanli-arastirmaci-yazar-ali-mourad-ile-ABD de Suriye-Irak sınırında tampon bölge oluşturma planları kuruyor.[2] http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/06/14/puslu-havada-amerikan-hilali/Öte yandan BAE askerlerinin koordinatlarını Husilere vermekle suçlanan Katar Yemen koalisyonundan kovulurken, Suudi Arabistan Yemen sınırına tekrar güç gönderiyor. Yemen’de savaşın getirdiği korkunç yıkım ve yokluk halkı koleranın eline teslim etti, üstelik de sessizliği ile suça ortak olan uluslararası kamuoyunun gözleri önünde.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani Medya Şafak’ta[3]http://medyasafak.net/haber/2321 yayımlanan röportajında, gaz sahası, Arap petrolü ve Bab Mendeb ile Süveyş Kanalı gibi deniz yollarına hakim olma hedefi güden emperyalist güçlere, ABD ile işgalci İsrail’e karşı durabilecek ülkelerin savaşlar ve stratejik hamlelerle etkisiz hale getirildiğine dikkat çekiyor: Irak, Mısır, Suriye, Libya, Yemen…

Körfezin emperyalist çıkarlar çerçevesinde dizayn edilmesi operasyonunda sürekli çatışma, mezhepsel fay hatları, iç savaşlar kullanılmaya devam edecek. Bu anlamda savaşın ekseni Golan bölgesinde işgalci İsrail ile koordinasyon veya Lübnan Hizbullahına karşı mevzilenmeye doğru kayabilir.[4] http://www.welayet.com/home/ortadogu/item/13912-fhkc-li-yazar-hizbullah-a-sava%C5%9F-a%C3%A7%C4%B1lacak.html

Peki Riyad Paktının KİK’in küçük ama önemli üyesi Bahreyn’de nasıl yansımaları oldu?

Geçtiğimiz Çarşamba günü (14 Haziran) 2011’deki halk kalkışmasının merkezi olan, Tahrir Meydanı’nın Bahreyn’deki karşılığı İnci Meydanı, 6 yıllık yasağın ardından isim ve çehre değiştirerek yeniden açıldı. Ama rejimin bu hamlesi her gün sokakta olan gençliğin hafızasını silecek gibi görünmüyor.

Kimi yorumculara göre Suud yanlısı Bahreyn rejiminin, Trump’ın Riyad ziyaretinin hemen ardından Şiilerin dini liderlerinden şeyh Isa Qassim’i hapis cezasına çarptırması tesadüf değildi. Suud saldırganlığının açtığı yoldan ülkedeki Şii nüfusu kışkırtmakla suçladığı İran’a karşı mezhep kartını kullanarak demir yumruğunu sıkılaştıran el-Halife hanedanı, krizi kılıcını bilemek için fırsat bildi.

Isa Qassim’in Diraz’daki evinin kuşatılmasını protesto eden halkın üzerine 23 Mayıs’ta kolluk kuvvetlerince ateş açıldı ve beş eylemci katledildi. Şii muhalefet partisi el-Vifak’ın kapatılması, lideri Ali Salman’ın da dokuz sene hapse mahkum edilmesi salt Şii muhalefetin baskılandığı algısını kuvvetlendiriyor ancak bundan fazlası var.

El-Halife hanedanı 2011 Şubat’ında patlak veren kalkışmayı yalnızlaştırmak için de mezhep kışkırtıcılığı stratejisine başvurmuştu. Oysaki işçi grevleri ile eş zamanlı tırmanan ayaklanma Sünniler dahil geniş tabanlı toplumsal talepler etrafında yükselmişti.[5]http://isyandan.org/makaleler/arap-baharinin-gozden-kacan-ulkesi-bahreyn/Ayaklanmaları daha ilk günden destekleyen laik sol örgüt Vaad rejimin ağır baskısına hedef oldu. O zaman örgütün genel sekreteri olan İbrahim Şerif dört yıldan fazla tutuklu kaldı. Şerif hem Sünni’ydi hem de rejimin mezhep kışkırtıcılığının arkasındaki gerçek motivasyonun statükoyu koruma çabası olduğunu ifşa etmişti. Rejim, el-Vifak’ın ardından geçtiğimiz ay Vaad partisini de yasakladı. Nabeel Rajab ve daha bir çok insan hakları savunucusu, eylemci, muhalif tutuklandı, sınır dışı edildi, vatandaşlıktan çıkarıldı.[6]http://isyandan.org/haberler/bahreyn-rejim-muhalefet-ve-eylemciler-uzerindeki-baskilari-artiriyor/

Nabeel Rajab, Yemen’deki savaşa ve 1.500’den fazla muhalifin tutulduğu Jaw hapishanesindeki işkenceye karşı yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeni ile geçen senenin Haziran’ından beri tutuklu ve 18 yıl hapis cezasına çarptırılabilir. Muhaliflerin tutulduğu Jaw hapishanesinde 1 Ocak’ta gerçekleştirilen silahlı eylem sonucu bir polis öldürülmüş ve 10 mahpus hapishaneden kaçırılmıştı. Kaçaklardan 3’ü 9 Şubat’ta botla İran’a geçmek isterken öldürüldü. Hapishanenin bulunduğu Jaw köyünde 26 Şubat’ta gerçekleşen polise yönelik bombalı saldırıda ise dört polis yaralanmıştı.[7]http://isyandan.org/haberler/bahreyn-polise-yonelik-bombali-saldiri/Rejimin, 15 Ocak’ta, 3 polisin ölümü ile sonuçlanan 2014 yılındaki bombalamaya karışmakla itham ettiği üç kişiyi uluslararası kamuoyunun tüm itirazlarına ve halk protestolarına rağmen idam etmesinin ardından direniş silahlanarak ivme kazandı.

Bahreyn nereye?

Körfez İşbirliği Konseyi’nin dünya pazarı ve ABD’nin çıkarlarıyla uyum içinde hareket etmesi egemenler tarafından gözetilen dünyadaki en kritik dengelerden birisidir. Zira KİK’in kurulmasından itibaren ABD bu ülkelere üsler tesis etmeye başlamıştır. Körfezin saflaşmasında İslam Natosu cephesinde yerini alan Bahreyn, Irak’a karşı yürütülen operasyonlarda hayati öneme sahip ABD Beşinci Filosu’nun konumlandığı üsse ev sahipliği yapmaktadır.

Dondurulan, sonra tekrar sahaya sürülen siyasal İslam projeleri, ittifaklar, mezhep çatışmaları ile bilenen vekalet savaşları halkların gerici rejimlerin demir yumruğu altında ezilip bastırılması için koordinasyonlu mütemadi bir saldırının araçlarıdır. Bu nedenledir ki Suriye’de, Yemen’de, Libya’da savaş kızıştığında Bahreyn’de de halka yönelik saldırıların artması kaçınılmazdır. Bu saldırıyı ve direnci Şii muhalefet eksenine hapsetmek egemenlerin stratejisidir. Zira bu strateji 2011 halk kalkışmasına cevaben rejimin tekrar ettiği bir yöntemdir.

Şu da unutulmamalıdır ki Bahreyn’de Şii kesime uygulanan derin ayrımcılık toplumun sınıfsal yapılanmasında da etkili olmuştur. Devlet seçkinleri ve özel sektör ile Şii yoksul halk arasında açılan uçurum işçi hareketlerine de taban oluşturmuştur. Bahreyn’i özel kılan bir başka unsur ise KİK içinde en az petrol rezervine sahip ülke olması nedeniyle rejim tarafından Dubai benzeri bir finans merkezi haline getirilmesi, bunun da neoliberalizasyon sürecini derinleştirmesi olarak tarif edilebilir. Neoliberalizm Bahreyn’i Ortadoğu’nun en serbest ekonomisi haline getirirken yoksul kesim ile seçkinler ve özel sektör arasındaki kapitalist eşitsizliği pekiştirmiş hatta uçurumlaştırmıştır.

Müslüman Kardeşler iktidarı döneminde özgürlükçü taban hareketleri, işçi hareketi ve bağımsız sendikalar üzerindeki baskı Sisi döneminde giderek vahşileşmiştir. Nasıl ki Sisi darbesi demir yumruğunu sadece İhvan üzerine değil bütün muhalif kesimler üzerine salmışsa, Bahreyn rejimi de mezhep çatışması eksenine indirgeyerek parçalamaya çalıştığı direnişi bastırırken halk hareketlerinin tümünü hedef almaktadır. Öte yandan 2001 yılında kurulan şimdinin yasaklı partisi El-Vifak’ın, 2006 yılında kadınlara daha geniş haklar tanıyan ve Şeriat mahkemelerinin yetkilerini kısıtlayan reformlara karşı Sünni Selefi gruplarla saflaştığını da not düşmek gerekir.

Bıçak kemiğe dayandı

Her ne kadar el-Vifak partisi liderleri ve Şii kesimin dini figürleri protestoların “barışcıl” kalması için telkinlerini yenilese de infazlar, tutuklamalar, baskılar ve yoksulluk karşısında öfkesi kabaran halk 2011’den bu yana sokakları hiç terk etmedi. Diraz’daki katliamın ardından Sitra’da gençlik karakolu ateşe verdi. Rejim karşıtları ile dolup taşan hapishanenin bulunduğu Jaw köyünde geçtiğimiz Şubat ayında polise yönelik bombalı saldırı düzenlendi.

Mezhep çatışması ekseninde kuşatılan direniş işçi hareketi ile birlikte bu kuşatmayı kırabilecek mi bunu zaman gösterecek. Ancak şu unutulmamalıdır ki 1960’larda ülkede yükselen militan işçi hareketi ile Bahreyn, Britanya sömürgeciliğine karşı bölgedeki isyanın en kuvvetli ayaklarından biriydi. 1970’lerde kurulan iki sol parti Bahreyn Halk Kurtuluş Cephesi ile Ulusal Kurtuluş Cephesi ülkede bulunan ABD donanma üssünün sözleşmesinin yenilenmesine karşı mücadele vermişti. Her ne kadar 1990’larda zayıflayan solun yerini İran devriminden etkilenen muhalif Şii örgütlenmeler alsa da, 1994 Haziran’ından başlayıp 2000’e kadar süren isyanın uzantısı olan ve milliyetçi, solcu, Şii, Sünni, toplumun birçok muhalif kesimini barındıran Anayasa Hareketi mezhebe dayalı bir hareket değildi. Rejim bu muhalif cepheyi bastırırken isyanı itibarsızlaştırmak ve bölmek için yine mezhep çatışmasını tırmandırdı. Görünen o ki siyasi tarih hatırlanması gereken değerli derslerle dolu.

Haber: isyandan.org

Notlar   [ + ]

1. http://www.medyasafak.net/haber/2323/ozel–suudi-kralligi-uzmani-lubnanli-arastirmaci-yazar-ali-mourad-ile-
2. http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/06/14/puslu-havada-amerikan-hilali/
3. http://medyasafak.net/haber/2321
4. http://www.welayet.com/home/ortadogu/item/13912-fhkc-li-yazar-hizbullah-a-sava%C5%9F-a%C3%A7%C4%B1lacak.html
5. http://isyandan.org/makaleler/arap-baharinin-gozden-kacan-ulkesi-bahreyn/
6. http://isyandan.org/haberler/bahreyn-rejim-muhalefet-ve-eylemciler-uzerindeki-baskilari-artiriyor/
7. http://isyandan.org/haberler/bahreyn-polise-yonelik-bombali-saldiri/
BENZER KONUDAKİLER

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.