Yeni Nesil Siyah Militanlar Yeni Jim Crow İle Savaşıyor

Ferguson, Missouri, 11 Ağustos 2014

Ferguson, Missouri, 11 Ağustos 2014

Black Lives Matter (Siyah Yaşamları Değerlidir) hareketi tarafından teşhir edilen Siyahlara yönelik polis baskısı Siyah sporcuları da dayanışmaya teşvik ederken, bu dayanışma eylemlerine son olarak, Amerikan Futbol Ligi (NFL) takımlarından San Fransisco 49ers oyuncusu Colin Kaepernick’in öncülük ettiği sessiz protestolarda eklenmiş durumda.

Colin Kaepernick son derece basit bir protestoda bulunuyor. Oyun başlamadan önce Ulusal marş okunurken dizlerinin üstüne çöküyor. Diğer sporcular onu hedef almaktansa kendileri de bu protestoyu gerçekleştiriyorlar. Buna en kayda değer örnek olarak ülke genelinde birçok liseli oyuncunun Kaepernick’in protestosunu gerçekleştirmesi verilebilir.

Kaepernick ve diğer sporcular oldukça genç, liseliler ise onlardan da genç. Gençlerin bu protestoları örgütlemesinin Black Lives Matter hareketi için iyiye işaret olduğu belli.

Michelle Alexander’ın 2010’da basılan ‘’Yeni Jim Crow – Renk Körlüğü Çağında Kitlelerin Tutsak Alınması’’ kitabı, ABD’de Siyahların yüzleştiği bu yeni gerçekliği açıklama konusunda oldukça önemli.

Siyahları hedef alan bu yeni baskı sistemi 1950’ler, 60’lar ve 70’lerin başında sivil hak taleplerinin ve Siyah kurtuluş hareketinin yükselişine yönelik artan gerici saldırganlığın doruk noktasıdır. İşte bu hareket, güney eyaletlerinde Jim Crow olarak bilinen Aparteid  rejimine darbe vurmuştu.

Jim Crow

Jim Crow, köleciliğin yasaklanması ve Amerikan İç Savaşı sonrasında Güney’de gerçekleşmiş olan kısa ömürlü ‘’Radikal Yeniden İnşa’’ya  (Radical Reconstruction) yönelik karşı devrimci bir hamleydi.

Jim Crow, köleci düzeni yeniden sağlamaktan ziyade Afro-Amerikalılara yönelik yeni bir baskı sistemiydi. Doğduğu yer olan eski köleci eyaletlerden ülkenin diğer bölümlerine hızla yayıldı. Jim Crow sistemi Güney eyaletlerinde yasalarla düzenlenirken diğer eyaletlerde fiilen uygulamadaydı.

Yeni Jim Crow (tıpkı öncülü olan Jim Crow’a benzer bir biçimde) Jim Crow sistemini doğrudan uygulamaktan ziyade kendi özgün niteliğine uygun düşen bir biçimde bir baskı aracı oluşturmuştur. Ve elbette ki Yeni Jim Crow’un yerleşmesi belli bir zaman aldı.

Geçmişte, insan hakları mücadelelerinin kazanımlarına yönelik gerici saldırılar ‘’düzenin ve yasaların korunması’’  kisvesi altında hareket etmekteydi.

1953-61 döneminde başkan yardımcılığı yapan Richard Nixon, artan suç oranının ‘’Her yurttaşın hangi yasaya uyup uymayacağına kendisinin karar vermesini savunan aşındırıcı doktrinin yayılmasının bir sonucu olduğu’’  açıklamasında bulunmuştu. Bu, Alabama Montgomery’deki siyahların beyazlarla ayrı bölümlerde oturmaya zorlandığı otobüslere karşı 1956’da Martin Luther King Jr’ın önderlik ettiği boykota ve diğer sivil itaatsizlik eylemlerine bir saldırıydı.

Jim Crow sisteminin 1960’ların ortasındaki çöküşünden sonra, siyasetçiler ve kapitalist basının siyahları hedef alış biçimi ‘’ırksal aşağılık’’tan siyahların suçlulaştırılmasına kaymıştır. Bu yeni ‘’renk körlüğü’’ döneminin temel özelliği, ırkçılığın gizli bir hale gelmesidir.

Uyuşturucuyla Mücadele

Bu yaklaşım, kokainin toz formundan çok daha ucuz bir formunun geliştirilmesiyle iyiden iyiye derinleşmiştir. Bu ucuz kokain türü yoksul Siyah mahallelerinde yaygınlaşırken beyazlar genellikle kokainin pahalı halini tercih ediyordu.

Suç çoğunlukla bu ucuz kokaine ve dolayısıyla da Siyahlara yükleniyordu ve bu yüklenme, basın tarafından gözü dönmüş bir biçimde yürütülmekteydi.

Alexander’ın da belirttiği üzere basın “Siyah ‘kokain’ fahişeleri, ‘kokain bebekleri’ ve ‘çete üyeleri’, aşağı ve kriminal bir altkültürün bir parçası olarak Siyah kadını sorumsuz,  bencil bir ‘refah devleti kraliçesi’, Siyah erkeği de ‘avcı bir vahşi hayvan’ olarak yayımlıyor’’.

Demokratlar da ‘’Uyuşturucuya Karşı Mücadele’’de Cumhuriyetçilere katılmışlardır. Uyuşturucu bulundurmaya dönük ağır cezalar içeren birçok yasa geçirilmiş, 1993’te başkanlığa gelen Bill Clinton, ‘’Uyuşturucuyla Mücadele’’yi genişletmiştir.

Clinton polis yetkilerini olağanüstü oranlarda artırmış, polis merkezleri ordu silahlarıyla donatılmış, SWAT timleri artırılmış ve polislere ev sahiplerinin izni olmaksızın evlere baskın düzenleme yetkileri verilmiştir.

Hillary Clinton da eşinin politikalarının sadık bir sözcüsü olmuştur. Hillary Clinton’ın genç Siyah erkeklerin vicdana ya da herhangi bir ahlaki yapıya sahip olmayan vahşi avcı hayvanlar olduğuna ilişkin açıklaması buna bir örnektir.

Görünüşe göre bu melun çift Kasım seçimlerinden sonra tekrar Beyaz Saray’ı mesken tutacak*.

Kitlelerin Tutsak Alınması

Uyuşturucuyla mücadele adı altında bir dizi yeni hapishane inşa edildi. 1980 yılı itibariyle ABD’de tutuklu sayısı 300.000 iken günümüzde bu sayı iki milyonu aşmış bulunmakta.

2007’de, şartlı tahliye edilenler de dahil olmak üzere 7 milyon (her 31 erişkinden biri) insan tutuklu durumda idi. Bugün, dünya nüfusunun %5’ine denk düşen ABD’de tutuklu sayısı, tüm dünyadaki tutuklu sayısının çeyreğini oluşturmakta.

ABD’nin, ülkede bulunan tutuklu sayısında en baskıcı sayılan devletlerden dahi yukarıda olması, bu ülkenin gerçeğini gözler önüne seriyor.

Uyuşturucuyla mücadele ise özünde, uyuşturucu ticaretine herhangi bir çizik dahi atmamıştır. Uyuşturucuya ilişkin hükümlerin büyük bir bölümü uyuşturucu bulundurmayı (çoğunlukla marihuana) içermekte iken bu hükümlerin yalnızca %20’si uyuşturucu satıcılığıyla ilgilidir. Kapitalist uyuşturucu karteli ne hikmetse yine paçayı kurtarabilmektedir.

Siyah halka dönük baskı bir yandan da işçi sınıfının bir diğer baskı gören kesimini oluşturan Latinlere dek genişlemiştir. Beyazlar ise Siyahların maruz kaldığı suçlamalara ya da tutuklamalara neredeyse maruz kalmamakta, SWAT timleri onların evlerine baskınlar düzenlememektedir. Çok az sayıda beyaz (Siyahlara oranla) gelişigüzel aramalara denk gelmektedir.

Siyahlar ve Latinler toplumun azınlığını oluştursalar da tutukluların çoğu yine onlardır. Polis ise bu baskı sisteminde işgalci bir ordu işlevi görmektedir.

Bu baskının etkisi hapishane dışında da Siyahları etkilemekte. Suçlu olarak damgalanan ”adalet’ sisteminin kurbanları iş bulmakta da zorlanmakta, kendileri ve aileleri, sosyal konutlardan ve diğer insanlardan uzak tutulmaktadır.

Bu damga onların ailelerini ve tüm topluluğu etkilemekte, bu insanları suçtan uzaklaştırmaktansa suçun içine itmektedir.

Siyahlara yönelik baskının bu yeni sistem içinde yoğrulup mayalanması artık tamamlanmıştır. Onun için artık Siyahlar için ”süper vahşi avcılar” damgalarını kullanmaya lüzum yoktur, tıpkı 100 yıl boyunca süren Jim Crow ve onun öncesindeki köleci dönem gibi uyuşturucuyla mücadele de artık kabul gören bir aldatmacadır.

Ne uyuşturucuyla mücadele ne de kitlesel tutuklama konuları Hillary Clinton ya da onun Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump tarafından dile getirilmiştir. Bernie Sanders henüz adaylığının devam ettiği zamanda bu konulara şöyle bir değinmişse de şimdi yeni Jim Crow’un en berbat yanlarını savunmuş olan Clinton’u desteklemekte.

Yüksek Mahkeme kararları yeni Jim Crow yasasını kutsamış, kanıtlar ne olursa olsun aleni niyetin görülmediği bir durumda ırkçılık suçlamalarına ceza verilebilmesini imkansızlaştırmıştır.

İşte size renk körlüğü.

Dipnot: Bu yazı, ABD başkanlık seçimlerinden önce yayınlanmıştır.

Kaynak: https://www.greenleft.org.au/content/new-generation-black-activists-are-fighting-new-jim-crow
Etiketler: ,
BENZER KONUDAKİLER

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.