Latin Amerika: Başarısız Neoliberal Saldırı

James PETRAS – Sağ ve sol kanatlardan bilirkişiler ve yorumcular “Latin Amerika’daki ilericilik döngüsünün sonunu” ilan ediyorlar. Yakın zamandaki şu ülkelerdeki Başkanlık seçimlerine gönderme yapıyorlar:

  1. Koyu sağcı Mauricio Macri’nin seçildiği Arjantin,
  2. Devlet Başkanı Dilma Rousseff tarafından Maliye Bakanı olarak atanan ”Chicago Çocuğu” neoliberal ekonomist Joaquin Levy’nin sosyal harcamaları azaltmak ve finans spekülatörlerini çekmek için tasarlanan IMF tarzı daraltıcı yapısal uyum politikasını yürürlüğe koyduğu Brezilya,
  3. Washington’ın merkez solcu Maduro hükümetini istikrarsızlaştırmak için koyu sağcı partiler ile parlamento dışı ve gayriresmi silahlı (paramiliter) gruplara milyonlarca dolar akıttığı Venezuela. Burada sağcı Demokratik Birlik Koalisyonu (MUD) parlamento seçimlerini, Chavezci Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’ne (PSUV) karşı iki kattan fazla farkla kazandı.

Şüphesiz, ilerici sosyal düzenlemeler aslında, neoliberal gündeme sahip ABD destekli sağ partilerin ilerlemesinden önce duraksamaya uğramıştı. Ancak bu felç, hatta merkez sol rejimlerin gerileme ve yenilgileri, milyonları yoksulluğa, işsizliğe ve kenara köşeye iten 90’ların neoliberal özelleştirme dönemine dönüş anlamına gelmiyor.   Mevcut seçim sonuçları ne olursa olsun, “serbest piyasa” politikalarından kaynaklanan yoksulluğun ortak anıları, nüfusun çoğunluğunun hafızasına kazılı durumda.  Yeni seçilen yetkililerin kazanımları tersine çevirme yönündeki herhangi bir girişimi (1) açık sınıf savaşı olmasa bile militan direnişle, (2) kurumsal ve siyasi zorlukla, (3) ihracat gelirlerini sınırlayan düşük eşya fiyatlarıyla karşılaşacaktır.

Neoliberal sağın ileri sürdüğü politikaların, bunların uygulanışının ve etkilerinin dikkatli bir analizi, muhtemel başarısızlıklarını ve sağ kanat atağın çabuk çürümesini ortaya koyacaktır. Bu, neoliberal döngüyü durduracaktır.

 

ARJANTİN: Macri ve Wallstreet

Başkanlık seçimlerinde Macri’nin zaferi ilan edilirken, Buenos Aires’in yüksek gelirli semtlerinin sokaklarında şarkılar söyleyip dans edenler vardı. Wall Street Journal ile Financial Times, önceki merkez solcu hükümetin onayladığı emekli aylığı, aile yardımları ve ücret artışlarına gönderme yaparak “yatırımcı karşıtlığı, popülizm, milliyetçilik ve müsrif sosyal harcama” döneminin sona erip, yeni dönemin başladığını duyurdu.

Macri yalnızca servet sahibi plütokrasiyi temsil etmiyor, bizzat kendisi en zengin plütokratlardan biri. Seçim sonrası konuşmasında Venezuela’nın Latin Amerika’nın ekonomik bütünleşme örgütü MERCOSUR’dan atılması için çalışacağını açıklayarak Obama’yı memnun etti.

Macri çekirdekten neoliberal ekonomistlerden, askeri diktatörlüğün eski destekçilerinden ve hatta kudurmuş bir sağcı hahamdan oluşan bir kabine oluşturdu. Daha sonra, seçim kampanyasındaki cafcaflı ama herkese seslenip kimseye seslenmeyen “değişim” söylemi altında akıllıca gizlediği politik gündemini dile getirdi.
Macri’nin verdiği sözler şöyle:

  1. Sermaye kontrolüne, ihracat vergilerine ve endüstriyel tarım ürünü ihracatı üzerindeki stopaja son verilmesi.
  2. Peso para biriminin değerinin düşürülmesi.
  3. Arjantin kamu parasının 1,2 milyar dolarından fazlasını, Arjantin’in borcunun 49 milyon dolarını satın almış olan Wall Street’in akbaba spekülatörlerinden Paul Singer’a ödenmesi. (Kağıt satın alınması karşılığı astronomik bir kâr.)
  4. Devlete ait havayolu şirketi, petrol şirketi ve emeklilik fonlarının özelleştirilmesi ve devlet elinden çıkarılması.
  5. AB ve ABD merkezli serbest ticaret anlaşmalarından çekilerek, MERCOSUR gibi Latin Amerika entegrasyon projelerini zayıflatma.
  6. İsrail’in isteği üzerine, İran ile yapılan, bir terörist bombalama soruşturmasıyla ilgili ortak mutabakat metninin yırtılması.
  7. Venezuela’nın MERCOSUR’dan çıkarılması.

Kısacası, multimilyoner zampara başkan, Arjantin işçi sınıfı için sert kemer sıkma tedbirleri, ekonomik seçkinler için cömert bağışlar planlıyor.

Seçimlerin ertesi günü yerli ve yabancı spekülatörler “serbest piyasa” devlet kuşunu öngörerek, Arjantin borsasını yüzde 40 yükseltti. George Soros ve serbest fon kralı Daniel Loeb, Arjantin varlıklarına saldırdı. Yatırım fonu yöneticileri Macri’yi, Arjantin’in ünlü kitlesel halk direnişi yeteneği onun politikalarına direnmek için örgütlenmeden önce “köklü reformlarını” hızla uygulaması için uyardı. Macri’nin Washington’daki efendileri, adamlarının gürültücü büyük sermaye laf ebeliğinin ciddi siyasi engellerle karşılaşacağını, çünkü politikalarının sert ekonomik yoksunluğu kışkırtacağının farkında.

Macri, bu radikal önerilerini geçirmek için Kongre’de çoğunluğa bile sahip değil. Kongre sağcı ve merkez solcu partiler koalisyonunun kontrolünde ve bunların gönlünün alınması, satın alınmaları veya zorlanmaları gerekiyor.

Arjantin Kongresi onun bütün neoliberal gündemini desteklemekte tereddüt edecektir. Kongre’yi atlamak için “idari kararnamelere” başvurursa mahkemelerde, sokaklarda ve parlamentoda itirazlarla karşılaşacaktır. Kendisini eleştirenleri etkisiz hale getirip radikal neoliberal gündemini uygulayabileceği şüpheli. Önceki merkez solcu hükümet tarafından atanan Merkez Bankası Başkanı Alejandro Vanoli’nin, Macri’nin sıkı para, radikal devalüasyon ve mali kemer sıkma politikalarıyla uyum göstermesi pek mümkün değil. Macri mevcut olanın yerine “serbest piyasacı” bir kafadar geçirmek için bahane arayacaktır. Fakat kurumsal tahribat, “serbest piyasa” dogmasını uygulamak için anayasal düzeni çiğneme eğilimindeki hukuksuz bir rejim algılamasını artıracaktır.

Macri’nin tarımsal ihracat ürünlerine yönelik stopaj vergisini kaldırması hükümet gelirlerini azaltacak ve mali açığı kötüleştirerek sosyal harcamalardaki kesintilerin derinleştirilmesini gerektirecek. Endüstriyel tarım seçkinlerinin yüksek gelirleriyle emekçilerin düşük yaşam standardı arasındaki karşıtlık, daha büyük sınıf düşmanlığına ve kavgasına davetiyedir. Daha kesin biçimde, Macri’nin “ihracat stratejisi” düşük dünya talebi ve Arjantin ihraç ürünleri fiyatları tarafından baltalanacaktır.

Macri’nin makamındaki ilk gününde verdiği sermaye ve fiyat kontrolüne son verilmesi sözü Peso’da yüzde 60’ı geçecek büyük bir devalüasyonu kışkırtacaktır. Bu ise otomatik olarak tüketim mallarının fiyatlarında artışa ve ihracatçı seçkinlerin kârlarının artmasına yol açarken, kitlesel çalkantıyı kışkırtacaktır.

Macri Arjantin’in 90’lardaki yağma yıllarından kalan, spekülatörlere olan borcunun yüzde 7’sini, faiz dahil tam ödemeyle karşılama sözü verdi ki bu özellikle Wall Street’ten Elliott Capital Management’ın sahibi Paul Singer’a olan “akbaba fonlarını” içeriyor. Arjantin borcunun 49 milyon dolarlık kısmının satın alınmasına dayanılarak Wall Street spekülatörlerine 1,3 milyar dolardan fazla ödeme yapılması, kemer sıkma ve sosyal yardım kesintilerinin yükünü omuzlamak zorunda kalan işçilerin ve milliyetçilerin öfkesini kışkırtacaktır. Dahası, “mali tıraşı” kabul ederek borçları yüzde 70’e indiren, toplam alacaklıların yüzde 93’ü, şimdi tam ödeme talep ederek, Hazine üzerindeki talebi on kat artıracak ve bu feci sonuçlara yol açacaktır.

Devalüasyon ve alım gücündeki düşüş, Macri’nin kampanyası sırasında söz verdiği gibi, ekonomiyi kaldırarak istihdam ve refah sağlayacak “yabancı yatırım gel-git dalgasının” çekilmesini engelleyecektir. Yabancı yatırım yeni teşebbüsler yaratmayacak, özelleştirilmiş kamu işletmelerinin haraç mezat satın alınmasına odaklanacaktır. Yeni gelen yabancı sermaye üretici güçleri artırmayacak, yalnızca kâr akışı yönünü kamudan özel hesaplara, yerli ekonomiden yabancı yatırımcılara doğru değiştirecektir.

NEOLİBERALİZM: O zaman ve Şimdi

Genel yabancı ve yerli siyasi iklim, önceki neoliberal deneyin böyle feci sonuçlarla başlatıldığı 90’lardan çok çok farklı bugün. 80’lerin sonunda Arjantin akut enflasyon, durgunluk ve gelir düşüşü ile boğuşuyordu. İşçi sınıfı örgütleri kanlı askeri idare altındaki 10 yılın ardından hâlâ toparlanmaktaydı. Üstelik, 90’larda ABD, Latin Amerika’daki gücünün doruğundaydı. Çin dinamik büyüme döngüsünün başındaydı. Rusya tabi devlet durumundaydı. Latin Amerika IMF’nin parmaklarıyla oynattığı acayip bir neoliberal klonlar koleksiyonu tarafından idare ediliyordu.

Bugün Macri örgütlü bir işçi sınıfı ile karşı karşıya. Sendikalar ve militan halk hareketleri sağlam ve merkez solcu hükümet altında mühim kazanımlarla geçen bir 10 yıl deneyimine sahip. IMF deneyimi yüz binlerce Arjantinli için zehirli bir anıyı ifade ediyor. İnsanlığa karşı suçlardan sorumlu tutulan yüzlerce askeri yetkili, giden rejim altında tutuklandı, yargılandı ve mahkûm oldu. 80’ler ve 90’lar boyunca hep var olan darbe tehdidi mevcut değil. Çin, Arjantin tarım ürünleri için anahtar pazar haline geldi. Duyurduğu gibi Washington’a hizmet etme tutkusuna rağmen Macri, Çin pazarına uyum sağlamak zorunda.

MERCOSUR’dan çıkıp Transpasifik Ticaret Anlaşması’nın kollarına atılma yönündeki her hareket Arjantin’in Brezilya, Venezuela, Uruguay ve Paraguay ile stratejik ticaret bağlarına zarar verir. Bugün Macri, ABD ile kucaklaşma önerisi nedeniyle Latin Amerika’da düşmanca bir iklimle karşılaşacak. Venezuela’yı MERCOSUR’dan atma sözü daha şimdiden üyeler tarafından reddedildi.

Özetle, yukarıdaki tüm nedenlerden ötürü Macri 90’ların neoliberal politikalarını yineleme şansı bulamayacaktır. Dikkate alınması gereken bir başka etken daha var: “Serbest piyasa deneyinin” önceki versiyonu Arjantin tarihinde çift haneli negatif büyüme ile en sert ekonomik depresyona, işçi sınıfı bölgelerinde işsizliğin yüzde 50’yi geçmesine (ülke genelinde yüzde 25’i) ve bazı Arjantin eyaletlerinde yoksulluk ve sefaletin Sahra Altı Afrika’dakini geçmesine sebep olmuştu.

Eğer Macri “acı ilacı” yutarken – malum kitlesel protestolardan kurtularak – hızlı ekonomik büyümeye yarayacak büyük sermaye girişini çekebileceğini sanıyorsa fena halde yanılıyor. Baştaki eşantiyonların ve borsa yükselişinin ardından Soros ve Loeb gibi spekülatörler kârlarını alıp kaçacaklardır. Zayıflayan iç tüketim ve durgun küresel eşya pazarı uzun dönemli, büyük ölçekli sermaye çekmiyor.

Esas soru (finans bilirkişilerinin öne sürdüğü gibi) Macri’nin nasıl “fırsatı değerlendireceği” değil, serbest piyasa modelini uygulamaya koyduktan ne kadar sonra rejiminin bunalımlı bir ekonomi, fırlayan enflasyon ve genel grevler altında kalacağı.

BREZİLYA: Sağ’a Dönüş veya Sol Fırsat

Yorumcular, Başkan Dilma Roussef’e yönelik desteğin dikey olarak yüzde 50 üzerinden yüzde 10’a kadar düşmesini, “solun düşüşü” olarak adlandırıyor. Adli soruşturmalar sonunda sözde İşçi Partisi’nin (PT) Kongre’deki onlarca yöneticisi toptan rüşvet, para aklama ve milyonlarca doların kaçak yollarla transferi nedeniyle tutuklandı ve yargılandı.

Savcılar çok sayıda PT yetkilisi ve milletvekiliyle dev kamu petrol şirketi Petrobras’ın üst düzey yöneticilerini, büyük inşaat şirketlerinin ve yatırım bankalarının direktörlerini hapse attı ki bunlar önceki PT lideri ve Devlet Başkanı Lula Da Silva’nın suç ortaklarıydı. Bir zamanlar sendika lideri olan Lula, tipik bir Wall Street çocuğuna ve son zamanlarda da Brezilya iş dünyası için kötü namlı bir nüfuz tacirine dönüştü.

Savcılar, Brezilya’nın en büyük şirketi olan Petrobras’ın 117 yetkilisini tutukladı. Tutuklananlar arasında Brezilya’nın en güçlü kapitalistlerinden ikisi de vardı: Norberto Odebrecht inşaat şirketinin başındaki Marcelo Odebrecht ve Andrade Gutierrez inşaat şirketinden Octavio Marquez de Azevedo. Her ikisi de önceki başkan Lula ve şimdiki Başkan Rousseff’in seçim kampanyalarına katkıda bulundu.

Katkı sağlayan büyük patronlardan soruşturma altında veya hapiste bulunanlar, yağlı PT hükümet ihaleleri üzerinden, siyasi bağışlarından 40 kat fazla değer elde etti.

“İhale rüşvetleri” dolapları nedeniyle başlayan ceza davaları ve tutuklamalar, Lula’nın yakın arkadaşı ve yardımcısı milyarder finansçı Andre Esteves dahil olmak üzere finansal sektörü etkiledi.

Brezilya’nın bütün kapitalist ve finansal sınıfı suçlandı, hapse atıldı veya soruşturma altında. PT’nin mali sorumlusu, Senato ve Kongre liderleri ve Başkanlık danışmanları Petrobras ve diğer şirketlerle ilgili yolsuzluk skandalları kapsamında rüşvet, para aklama ve dolandırıcılık suçlamaları nedeniyle tutuklanarak hapse atıldı.

Adli soruşturma gösteriyor ki PT artık şirket seçkinlerinin partisine dönüşmüştür. PT liderleri ve yetkilileri, iş dünyası seçkinleriyle milyarları şirket kasalarına aktarmak için yakın işbirliği içindedir. Diğer yandan, PT’nin sözde “yoksulluk programı” ile yoksul ailelere, asgari geçim düzeyinin hemen üzerinde olan 60 dolar ayrılmıştır. Bu yoksulluk programı, büyük sermaye ve finansçılarla iliştirilmiş, yolsuzluğa batmış yetkililere oy sağlamak için tasarlanmış bir iltimas makinesinin parçasıydı.

Her ne kadar savcılar bariz şekilde antikapitalist olmasa da, soruşturmalar kapitalist düzenin yoz temeline ışık tuttu. Brezilyalı savcıların bir yıl boyunca iktidar seçkinlerinin nasıl yönettiği, sömürdüğü ve ülkenin zenginliğini yağmaladığı üzerine yürüttüğü araştırma, “solcu” akademisyenlerin ve gazetecilerin çoğunun 15 yıllık PT kötü yönetimi üzerine yaptığı analizlerden daha derinlikli ve titizceydi.

Savcılar, bütün kapitalist yöneticilerin ve PT içindeki siyasi ortaklarının üzerine, başlıca “solcu” sendikanın (CUT) ve sosyal hareketin (Topraksız Köylüler Hareketi MST) liderlerinin göstermediği kadar büyük güçle ve dürüstlükle gitti. CUT ve MST liderleri; bankacılar, endüstriyel tarım patronları, sanayiciler ve PT arasındaki büyük ölçekli ve uzun süreli suç bağlantılarını görmezden gelme karşılığında rejim tarafından küçük imtiyazlarla ödüllendirildi.

MST, CUT ve Ulusal Öğrenciler Sendikası’nın liderleri Lula ve Dilma ile Kongre’deki arkadaşlarına mühim destek verirken savcılar, PT liderlerinin lüks BMW’ler, Rolex saatler, özel semtlerde milyon dolarlık villalar ve daireler almasını sağlayan, yıllara yayılmış sahtekarlık, dolandırıcılık ve rüşveti ortaya çıkardı.

Soruşturmayı yöneten savcılardan Deltan Dallagnol, PT’nin zengin ve güçlü yabancı ve yerli kapitalistler için çalışırken yoksulları aldattığını gösterdi. Onun soruşturması gösteriyor ki PT bir “merkez solcu” parti değil, kapitalistler için çalışan bir kleptokratlar partisidir.

Şurası kesin: PT çeşitli halk sınıflarını kucaklayan bir parti, halk mücadelesinin bir arenası değildir. Finans, inşaat, petrol ürünleri ve endüstriyel tarım gibi çeşitli kapitalist sektörlere hizmet eden bir partidir.

Yolsuzluk nedeniyle hükümet projelerinin maliyeti ikiye, hatta üçe katlandı. Sonuç olarak, temel sosyal hizmetler fon yetersizliği nedeniyle kötüleşirken, toplu taşıma inşaatları yıllar boyunca ertelendi.

Özetle, PT’nin gerilemesi ve gözden düşmesi solun yenilgisi demek değildir çünkü PT rejimi hiçbir zaman solcu olmamıştır. Tam tersine, PT’nin gözden düşmesi, yönetici sınıfa ve siyasi seçkinlere karşı mücadele eden antikapitalist güçler için bir zaferdir.

SONUÇ

Macri’nin zaferi ve PT’nin dağılması Latin Amerika’da yeni bir sağcı döngünün alameti sayılamaz. Macri’nin ekonomi ekibi kısa sürede kitlesel muhalefetle karşılaşacak ve üst sınıf semtleri hariç, kitlesel siyasal destek sağlayamayacaktır. Politikaları ülkeyi kutuplaştırarak yatırımcıların istediği istikrarı baltalayacaktır. Gaddarca devalüasyonlar ve sermaye kontrolünün sona erdirilmesi ekonomik gelişme için değil, genel grevleri teşvik etme formülleridir. Çatışma, ekonomik durgunluk ve hiper-enflasyon yerli ve yabancı yatırımcıların hevesini kıracaktır.

Üstelik, Macri, Washington’ın bütün gündemini kucaklayamaz çünkü doğal ticaret ortağı Çin.

Macri’nin rejimi, 1990’ların sonundakine benzer bir neoliberal felaketin başlangıcı ve sonudur.

Sendikaların ve sosyal hareketlerin eyleminden çok vicdanlı savcıların eseri olan PT’deki düşüş, yolsuzluğa bulaşmış liderlerin ve bürokratların sınırlamasından bağımsız yeni işçi sınıfı mücadeleleri için siyasi alan açmaktadır.

Brezilya’da sağ iktidara geri gelirse bile, onlar da aynı yolsuzluk kokusuyla lekelidir; kapitalist ortakları hapiste veya adli soruşturma altındadır. Diğer bir söyleyişle, PT’nin düşüşü sadece kapitalist partilerin gerilemesinin bir parçasıdır. Zaman içinde, Yeni Sağ’ın çöküşünden kısa süre sonra, yolsuzluktan ve büyük sermayeden azade, yeni bir gerçek sol ortaya çıkabilir. Umulur ki, emek sömürüsünü, kamu hazinesinin yağmasını ve Amazon yağmur ormanlarının tahribatını sona erdirme yönünde sosyo-ekonomik politikalar güdecek yeni bir özgün işçi sınıfı partisi oluşabilir. Bu ise çevreyi ayakta tutacak, doğaya saygı duyacak ve Afro-Brezilyalılar, yerli halklar ve kadınların haklarını ön planda tutacak bir sol olmalıdır.

Çeviren: Engin ESEN
Bu çeviri Evrensel gazetesinin sitesinden alınmıştır.
Etiketler: ,
BENZER KONUDAKİLER

Hiç Yorum Yapılmamış

  1. Pingback: Fransa: Grev Yeniden, Militan Gençlik Hareketi En Önde

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.