Susan Babbitt: Kuzey Kore’nin Direnişi Neden Sürpriz Olsun ?

Bruce Cuming’in “Kore Savaşı” kitabı, Kuzey Kore’nin[1]Yazar bu adı kullandığı için değiştirmedik. Ülkenin adı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir. direnişini çok güzel açıklıyor.  Tarih, süreçlerin nedenlerini bize sunar ve bu bizim için şaşırtıcı olmaz. Ancak o tarihsel süreç hakkında hikayeler bazı tarihsel süreçlerin nasıl kaybolduğu ve kaybolması gerektiği hakkında bilgi verir. Yorumcular, yaptırımların Kuzey Kore’ye karşı işe yaramadığını söylüyor. Evet, hiçbir şey işe yaramaz. Çünkü nedenini sormuyorlar. Sanki tarih yokmuş, insan yokmuş gibi davranıyorlar. Halbuki Kore Halkı tarihin aydınlattığı haklı sebeplere sahiptir. Kore Halkı olmadığı için nedenler de yok. Kore Halkı tarihten kaybedilmiştir.

Altmış yılı aşkın bir süre önce ABD, Kuzey Kore’yi çökertti ve tüm şehirlerini enkaza çevirdi. Nüfusun üçte biri öldü. 1957’de ABD’li film yapımcısı Chris Marker, “Bu topraklardan yok etme geçti” diyerek durumu açıkladı.
ABD, 38. paralelde bir çizgi çektikten sonra, 100.000 ila 200.000 kişi acımasız bir diktatörlük olan Güney Kore’li hükümet ya da ABD işgal güçleri tarafından öldürüldü.

ABD’nin Güney Kore’ye yerleştirdiği yüzlerce nükleer bomba yüzünden, Kuzey Kore neden nükleer caydırıcılık yolu aramasın?

Mevcut liderin dedesi Kim Il-sung, 13 yıl ağır koşullar altında Japon sömürgecilerine karşı savaştı. O bu mücadelenin kahramanıydı. Japonya Kore’yi ilhak etmiş ve orada bir kukla devlet kurmuştu. Sömürgeciler 1945’te Kore’den ellerini çekmek zorunda kaldılar. Ancak daha sonra işe ABD’nin çıkarları girdi. Bu sessizliğin hüküm sürdüğü eski bir hikayedir. Adam Smith’e göre, hiçbir toplumda insanlar başkaları tarafından iyi değerlendirilmeden refahın tadını alamazlar. İnsanların ihtiyaç duyduğu servet toplumdan topluma değişir. Fakat Smith, bir iyinin mutlak olduğuna dikkat çekiyor: Utanmadan toplumda görünme yeteneği.

Eğer bu kapasite insan refahına o kadar uzaksa, neden 20% için iyi yaşam sağlayıp, çoğunluk için cehennemi yaratan bu sistem sorun olmuyor. “Gelişmiş” iyi yaşar ya da yaşadığını düşünürüz, çünkü içinde bulunduğu topluluğa % 80 dahil değildir.

Biz utanç duymadan “iyi yaşıyoruz” diyebiliyoruz, çünkü öldürdüğümüz ve soyduğumuz insanlar artık insan olarak mevcut değiller.

Frantz Fanon, kurbanlarınız insan olmadığı sürece kendinizi liberal bir hümanist olarak değerlendirip başkalarını acımasızca sömürebileceğinizi söylüyor. Kendinizi “üstün maymunlar” olduğuna ikna ederseniz, emperyalizm ve küresel adalet sağlamayı söyleme arasında bir çelişki olmadığını düşünürsünüz diye yazmıştır.

Bu bilinçli değil. Çoğunlukla alışkanlık kalıpları dışındaki şeyleri kabul edilmemiş olarak düşünürüz. Marks, utanmanın böylesine devrimci bir duygu olduğunu söylüyor. Gerçeği gördüğümüzde, dünyayı olduğu gibi gördüğümüzde utanç duyuyoruz, onu rahat hissetmemiz gerektiği gibi değil.

Fidel Castro sobrantes (geride kalanlara) atıfta bulundu. 2000’li yıllarda, Küba’nın Havana’daki küresel gelişme konulu yıllık konferansına katıldım. Castro orada her zaman olurdu ve notlar alırdı. Akşam 10:30’da konuşmasına başlar ve sabah 03:30’da konuşmasını bitirirdi.

Bir meslektaşım fikirlerini bildiğim halde neden dinlediğimi sordu. Neden hiç birimiz dinlemedik? Bütün gece saatlerce ayakta bekleyenler uyumamak için mi ayakta duruyordu? Amaç öğrenmek değildi. Mesajı biliyorduk.

Deli hissetmemekti.

Medyayı ve akademik solun çoğunu dinleyerek göremediğimiz, dünyadaki bazı tarihçelerin inkar ettiği, başka bir Kore’nin varlığını görmezden gelip sadece bir Kore olduğunu düşünüyoruz. Castro’nun konuşmalarının uzun olduğunu fark ettim çünkü konuşmalarına tarihi katıyordu üstelik sadece Küba’nın değil, Tüm Direnişin tarihini anlatıyordu.

Bazı anlatılar sebepler sağlar. İnsanların nedene ihtiyacı yoktur. O sobrantes insanları yaratıyor. Hikayeleri beklenti yarattı: Yoksulların meselesi, yoksulların emperyalizme karşı insanlık yürüyüşünün  sürdüğünü ve süreceğini unutmayın. Bunun böyle olduğunu düşünmüştüm, ancak çoğu gazeteci ve akademisyen ABD emperyalizmini inkar ederken, hatta bu kelimeyi kullanmayarak, bunu söyleyen birinin delirmiş olduğu hissedilebilir. Gerçek hakkında bir şey var. Bazen gerçeği duymak ve önem vermek enerji yaratır. Daha önce mümkün olmayan tarzda hareket etmek mümkün hale gelir. Birçok filozof  nasıl düşündüğümüz ve nasıl hareket ettiğimizin birbirine bağlı olduğunu fark etmiştir. Marks bunlardan biriydi.

Bazıları, Castro olmadan anti-emperyalist bir solu kimin ateşleyeceğini soruyor. Yine de bize gerekli olan bir kişi değildir. Gerçek lazım. Gelişmiş bir halk mutluluk ya da buna benzer bir şey anlamına gelen iyi olma hali üzerine konuşur. Sefiller’in “karanlık ışıltısı” olabilirler. Victor Hugo mutlak mutluluk hakkında sürekli konuşmanın, gerçeği unutturduğunu söylüyor.

Hugo, “Çukurda tutulacaklarını bilmiyorlar”, “Ağlamayan kimse göremiyor” diye yazıyor.  Küresel kalkınma konferanslarında Castro, insanlığın yürüyüşünün süreceğini, çünkü “insanlar düşünür ve hissederler” diyordu. Duyarlı olmadığımız zaman eğitimli de olamayız diyen José Martí’den faydalandı. Bilgi bu çağda yeterli değil. Bu nokta önemli. Gerçeğin enerjisini hissetmen için hassas olmak lazım. Onu bulduğunda, eğer bulursan onu takip etmeye önem vermelisin. Bu zor olabilir.

ABD’de neredeyse 16 yıldır hapis yatan Ana Belén Montes (Lütfen dilekçenizi burada imzalayın.) bunu sürdürdü. Sobrant’lara önem verdi ve hala veriyor. Onların önemli olduğunu düşünüyor.

Hugo, Jean Valjean’ın vicdanla mücadelesi hakkında  “Kaçınılmaz ışık kör olmak istediğinde onun zorla gözünü kamaştırırdı” diye yazıyor. Utanç içinde olmadan halka yol göstermek iyi olur. Fakat mutluluk takıntısıyla bu uyumlu olmayabilir ve kesinlikle kör olma arzusu ile de uyumlu değildir. Korku onlar için de aynı şeydir.

Kaynak: https://www.counterpunch.org/2017/08/21/why-the-surprise-about-north-koreas-resistance/

Notlar   [ + ]

1. Yazar bu adı kullandığı için değiştirmedik. Ülkenin adı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir.
BENZER KONUDAKİLER

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.