John Pilger: Faşizmin yükselişi neden yine sorun (II)

Birleşik Devletler eski Dışişleri Bakanı Cyrus Vance’ın belirttiği gibi “Sovyetlerin devrime karıştığına dair bir delil yok”sa da AHDP hükümeti Sovyetler Birliği tarafından destekleniyordu. Dünyadaki kurtuluş hareketlerinin büyüyen kendine güveninden korkan Brzezinski Afganistan’ın AHDP hükümeti ile başarıya ulaşması halinde, onun bağımsızlığının ve ilerlemesinin “ümit veren bir örneğin tehdidi” haline geleceği kanısına varmıştı.

3 Temmuz 1979 tarihinde Beyaz Saray mücahit olarak bilinen “köktenci” aşiretsel gruplara ABD silahlarını ve diğer yardımı kapsayan ve yılda 500 milyon dolara kadar büyüyecek olan gizli destek kararını aldı. Amaç Afganistan’ın ilk seküler ve reformist hükümetini yıkmaktı. Ağustos 1979’da Kabil’deki ABD elçiliği raporlarında “Afganistan’ın gelecekteki sosyal ve ekonomik reformları için ne kadar kötü sonuçlara yol açarsa açsın…  Birleşik Devletler’in büyük çıkarlarına hizmet AHDP hükümetinin ortadan kaldırılmasıdır” görüşlerini savunuyordu.

Mücahitler El Kaide ve İslam Devleti’nin atalarıydı. Onların içinde CIA’den nakit olarak on milyonlarca dolar alan Gülbettin Hikmetyar da bulunuyordu. Hikmetyar’ın özelliği afyon ticareti yapması ve peçe giymeyi reddeden kadınların yüzüne asit atmasıydı. Londra’ya davet edilen Hikmetyar’a başbakan Thatcher tarafından “özgürlük savaşçısı” şeklinde methiyeler düzülmüştü.

Brzezinski Orta Asya’da İslami köktenciliği teşvik etmek için uluslararası bir hareket başlatmamış olsaydı, böylece seküler politik kurtuluşun altını oymasaydı ve otobiyografisinde yazdığı gibi “birkaç kışkırtılmış Müslüman” yaratarak Sovyetler Birliği’ni destabilize etmeseydi böylesi fanatikler kendi aşiret dünyalarında kalmaya devam edebilirlerdi. Onun büyük planı Pakistan diktatörü General Ziya Ül Hak’ın bölgeye hakim olma hırsıyla çakıştı. 1986 yılında CIA ve Pakistan istihbarat servisi ISI, Afganistan cihadına katılmak üzere dünyadan asker toplamaya başladılar. Suudi milyoner Usame Bin Laden onlardan biriydi. Sonunda Taliban ve El Kaide’ye katılacak olan lider kadro Newyork Brooklyn’deki İslami Kolej’de toplandılar ve Virginia’daki bir CIA kampında paramiliter eğitim gördüler. Buna “Siklon Operasyonu” adı verildi. Daha önce Birleşmiş Milletler’de yardım için ricalarda bulunan Afganistan’ın son AHDP’li başkanı Muhammet Necibullah 1996 yılında Taliban tarafından bir sokak lambasına asıldığında operasyonun başarısı kutlandı.

“Siklon Operasyonu”nun ve “kışkırtılmış birkaç Müslüman”ın geri tepmesi 11 Eylül 2001’di. Siklon Operasyonu Afganistan’dan Irak, Yemen, Somali ve Suriye’ye sayısız insanın, kadın ve çocuğun hayatını kaybedeceği “teröre karşı savaş”a dönüştü. Yürütücülerinin mesajı “Bizimlesiniz ya da bize karşı”ydı ve halen de öyledir.

Geçmişte ve günümüzde faşizmdeki ortak trend, kitlesel katliamdır. Vietnam’ın Amerika tarafından işgali kendi “serbest atış bölgelerine”, “kelle sayısına” ve “yan hasarlara” sahipti. Haber geçtiğim Quang Ngai eyaletinde binlerce sivil (“Çinliye benzeyenler”) ABD tarafından katledildi: buna rağmen sadece tek bir katliam, My Lai, hatırlanmakta. Laos ve Kamboyça’da gerçekleşen tarihin en büyük hava bombardımanı havadan dehşet verici gerdanlığı hatırlatan birleşik bomba kraterleri görüntüleriyle damgalanmış terör çağı üretti. Bombalamalar Kamboçya’ya Pol Pot tarafından yönetilen kendi İŞİD’ini verdi.

Bugün dünyanın en büyük yegane terör kampanyası ailelerin, evlenme törenlerindeki misafirlerin, cenaze törenlerindeki yas tutanların toptan imhasına yol açmakta. Bunlar Obama’nın kurbanlarıdır. New York Times’a göre Obama, kendisine her Salı Beyaz Saray Durum Odası’nda sunulan CIA “ölüm listesinden” seçimini yapmaktadır. Sonra en küçük bir yasal meşruiyet kırıntısı olmaksızın kimin öleceğine, kimin kalacağına karar vermektedir. Onun infaz silahı dron olarak bilinen pilotsuz uçakta taşınan Cehennem Ateşi füzesidir; bunlar kurbanlarını yakmakta ve bölgeyi onların parçalarına bulamaktadır. Her “vuruş” çok uzak konsollardaki ekranlara “bugsplat” (parazit sesi) olarak kaydedilmektedir.

Tarihçi Norman Pollack şöyle yazıyordu: “Bu yöntemler kaz adımcıları için görünüşe göre toplam kültürün militaristleşmesinin daha zararsız biçimlerinin yerini almaktadır. Ve abartılı lidere gelince, elimizde başarısız bir reformcu, suikastler planlayan ve düzenleyen, her zaman gülümseyen, işinde başarısız bir kişi bulunmaktadır.

Faşizmi yeni ve eski diye birleştirmek üstünlük kültüdür. “Varlığımın bütün dokularıyla Amerikan ayrıcalıklığına inanıyorum” diyordu Obama, 1930’ların ulusal fetişizm bildirilerini anımsatarak. Tarihçi Alfred W. McCoy’un işaret ettiği gibi Hitler müptelası Carl Schmitt şöyle demişti, “Egemen istisnaya karar verendir”. Bu Amerikancılık, yani dünyanın hakim ideolojisi anlamına gelmektedir. Yağmacı ve soyguncu bir ideoloji olarak tanınmadan kalması aynı şekilde tanınmayan beyin yıkamanın başarısıdır. Sinsilik, gizlilik kasıtlı olarak aydınlanma olarak takdim edilirken, ondaki kendini beğenmişlik batı kültürünü üstü kapalı bir şekilde ortaya koymaktadır. Ben Amerikan ihtişamının sinematik diyetiyle büyüdüm. Bunun neredeyse tamamı bir tahrifattır. Nazi savaş makinesinin büyük çoğunluğunu Kızıl Ordu’nun, 13 milyon asker pahasına yok ettiğine dair hiçbir fikrim yoktu. ABD kayıpları ise buna karşın Pasifiktekiler dahil 400.000’di. Hollywood bunu tersine çevirdi.

Şimdiki farklılık şudur ki, sinema izleyicilerinden uzak bölgelerdeki insanları öldüren  Amerikan psikopatlarının -aslında onları öldüren Başkan’ın kendisidir- “trajedisine” üzülmeleri istenmektedir. Hollywood şiddetinin somut örneği oyunculuk ve yönetmenliğini Clint Eastwood’un yaptığı, bu yıl Oskar’a aday gösterilen lisanslı bir katil ve kaçık “Amerikan Sniper”dir. New York Times onu “ilk gösterim gününde bütün rekorları kıran vatansever, aile filmi” olarak tarif etmektedir.

Amerika’nın faşizmi bağrına basmasına dair kahramanca filmler yoktur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika ve Britanya Nazizme karşı kahramanca savaş yürüten, Yunan faşizmine direnen Yunanlılara karşı savaşa girişti. 1967 yılında CIA Brezilya ve Latin Amerika’nın çoğunluğunda yaptığı gibi Atina’da faşist askeri bir cuntanın iktidara gelmesine yardımcı oldu. Nazi saldırganlığına ve insanlığa karşı suçlara ortak olan Almanlar ve doğu Avrupalılara ABD’de güvenli sığınaklar verildi; bir çoğu refah içinde yaşadı ve yeteneklerinden dolayı mükafatlandırıldı. Wernher von Braun hem Nazi V-2 terör bombasının hem de ABD uzay programının “babası”dır. 1990’larda eski Sovyet Cumhuriyetleri, doğu Avrupa ve Balkanlar Nato’nun ileri karakolları haline gelirken Ukrayna’daki Nazi hareketinin mirasçılarına fırsat sunuldu. Sovyetler Birliği’nin Nazi işgali döneminde binlerce Yahudi’nin, Polonyalı’nın ve Rus’un ölümünden sorumlu olan Ukrayna faşizmi rehabilite edildi ve onun “yeni akımı”ı yürütücüleri tarafından “milliyetçiler” olarak selamlandı.

Obama yönetimi 2014 yılında seçilmiş hükümete yönelik askeri darbeye 5 milyar dolarlık fon ayırdığı zaman bu tutum doruk noktasına ulaştı. Şok birlikleri Sağ Kanat ve Svoboda olarak bilinen neo-nazilerdi. İçlerinde Oleh Tyahnybok’un da bulunduğu liderleri “Moskova-Yahudi mafyası” ve “diğer süprüntüler” dahil gaylerin, feministlerin ve politik olarak solda kalan herkesin temizlenmesini savunuyordu.

Bu faşistler şimdi Kiev’deki darbe hükümetine entegre olmuş durumdalar. Ukrayna Parlamentosu sözcüsü, hükümetteki partinin lideri Andriy Parubiy Svoboda’nın kurucuları arasındadır. 14 Şubat’ta Parubiy “ABD’yi yüksek kalitede modern silahlar vermeye ikna etmek” için Washington’a uçacağını bildirmişti. Başarılı olursa bu Rusya tarafından bir savaş hazırlığı olarak görülecektir.

Halkının Ukrayna sınırından gelen Nazi işgaline 22 milyon kurban verdiği Vladimir Putin dışında Avrupa’nın kalbinde faşizmin yeniden hayat bulmasından bahseden bir başka batılı lider bulunmamaktadır. Yakın zamanda Münich’te gerçekleşen Güvenlik Konferansı’nda Obama’nın Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan yardımcısı Victoria Nuland Avrupalı liderlerin ABD’nin Kiev rejimini silahlandırmasına karşı çıkmalarına yüksek perdeden sözlerle saldırıda bulundu. Kiev’deki darbenin arkasındaki isim Nuland’dı. Nuland, “neo-con” kıdemlilerinin önde gelenlerinden ve aşırı sağ kanat Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin kurucularından Robert D. Kagan’ın eşi olup bir dönem Dick Cheney’in dış politika danışmanlığını yapmıştı.

Nuland’ın darbesi plana göre gitmedi. Rusya’nın tarihi, meşru, sıcak deniz üssü Kırım’ın Nato tarafından işgali engellendi. Nikita Kruşçev tarafından yasadışı bir şekilde 1954 yılında Ukrayna’ya bağlanan Kırım’ın çoğunluğu Rus olan halkı büyük bir çoğunlukla, 1990lar’da yaptıkları gibi Rusya’ya dönme yönünde oy kullandılar. Referandum iradi, halkça sahiplenilen ve uluslar arası denetime açıktı. İşgal yoktu.

Devam edecek…

Yazının ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz…

Yazan: John Pilger
Kaynak: http://johnpilger.com/articles/why-the-rise-of-fascism-is-again-the-issue
Etiketler:

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.