İsyan Yeniden, Fas

Bu yazı dizisi 2011 yılında halk kalkışmalarının yükseldiği coğrafyada devam eden ve/veya yeniden alevlenen direniş ve isyanları, bunun yanı sıra konu olan ülkelerdeki mevcut politik iklimi, bölgesel ilerici ve gerici ittifakları iç ve dış çatışmaları ile birlikte irdelemeyi hedeflemektedir.

(Dizinin ilk ayağı Fas yazısı hazırlanırken) Dün, Körfez’deki Sünni monarşiler arasındaki çatışma sırasıyla Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Libya ve son olarak da Maldivler’in Katar ile tüm ekonomik ve diplomatik ilişkilerini kesme kararı almaları ile zirveye ulaştı. Trump’ın 20 Mayıs 2017 tarihindeki Suudi Arabistan ziyaretinde yaptığı 110 milyar dolarlık silah anlaşması ile ABD’nin desteğini arkasına alan Riyad, bölgede büyüyen “İran tehlikesine” karşı Katar’ın İran ile olan ilişkilerini kesmesini ve Doha’ya 40 km mesafedeki ABD’nin kullandığı El Udeyid hava üssünün Suudi Arabistan’a taşınmasını istiyor. Katar Şeyhi Tamim el Sani’ye ait olduğu iddia edilen ve 24 Mayıs 2017 tarihinde Katar Haber Ajansı QNA resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamalarda İran ile iyi ilişkiler kurulması gerektiği ifade edilirken Müslüman Kardeşler’in Filistin kolu Hamas ile Hizbullah ‘direniş örgütleri’ arasında sayılmıştı. Katar Haber Ajansı hacklendiğini söyleyip haberi yalanlasa da Riyad paktı ikna olmadı. Mısır Katar’ı ülkedeki İhvan terörünü, Bahreyn ise Şii muhalefeti desteklemekle suçladı. Bunu karşılıklı olarak hacklenen emailler, enformasyon savaşları ve haber sitelerinde yükselen çatışma izledi. Dahası Katar kendisi de Yemen koalisyonunun ortağı olmasına rağmen Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı işlediği suçları dillendirmeye başladı, Bahreyn’de rejim karşıtlarına hapishanelerde işkence yapıldığına yönelik haberler birden Katar basınına yansıdı. Katar borsası %7.6’lık sert bir düşüş yaşarken İran ambargoyu kınadı. Öyle görünüyor ki bölünen Körfez ülkeleri içinde Riyad bloku İran’a karşı ABD desteği ile elini güçlendirme peşine düşmüşken Katar ambargoyu delmek için İran ile ilişkilerini sıkılaştıracak.


Fas

Geçtiğimiz Ekim ayında Muhsin Fikri isimli balıkçının polisin çöp kamyonuna attığı balıklarını kurtarmak isterken pres makinasına sıkışarak feci şekilde can vermesi sonucu ülkenin kuzeyindeki Rif bölgesinin el Huseyma kentinde protestolar patlak verdi ve 7 aydır da devam ediyor. Kentte alevlenip zaman zaman bölgedeki diğer kentlere ve hatta tüm ülkeye sıçrayan protestolara daha yakından bakmadan önce tarihi ve güncel arka planı irdelemekte fayda var.

1920’lerden gelen direniş geleneği

İspanya ve Fransız sömürge döneminde, Abdülkerim Hattabi liderliğinde İspanya’ya karşı yükselen isyan bölgenin Fas krallığından ayrılmasıyla sonuçlanmıştı. Ancak ne var ki İspanya ile yıllar süren savaşın ardından Rif Cumhuriyeti yenildi ve monarşi kontrolü tekrar ele geçirdi. Bölgenin merkez yönetim ile olan ilişkileri Fas’ın 1956’da bağımsızlığını ilan etmesine rağmen hep gergin kaldı ve 1958 ile 59 yıllarında bölgede patlak veren isyanlar kanla bastırıldı.

Güncel politik iklim

2011’de 20 Şubat Hareketinin başını çektiği özgürlük talebi ile yükselen halk kalkışması sonucunda Kral 6. Muhammed anayasal reformlar yapmak zorunda kalmış, meclis ve hükümetin yetkilerini artırmıştı. Ancak bu, isyanı takip eden dönemde ne seçimle iş başı yapan hükümetlerin halkın iradesini yansıttığı ne de Saray’ın gölgesinin hükümetin üzerinden çekildiği anlamına geliyor.

Geçtiğimiz sene 7 Ekim’de yapılan seçimlerde parlamentodaki 395 koltuğun 125’ini kazanan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) 2011’den sonra yapılan ikinci seçimden de zaferle çıktı. Lakin seçime katılım oranı yalnızca %43’tü, bir önceki seçimlerde ise %45. Bu düşük oranlara dair yapılan analizler genelde halkın seçilen hükümetlere ve bir şeyleri değiştireceklerine olan güveninin düşük olduğu yönünde.

Zira PJD tabanını çekmek için Saray karşıtı ajitatif söylemleri seçim kampanyalarında bolca dillendirse de icraatta Sarayın baskısına boyun eğiyor. Buna yazının ilerleyen bölümlerinde devam etmekte olan protestolara Partinin merkez bürosunun aldığı tavır üzerinden yine değineceğiz.

Kontrolünü yeniden arttırmak isteyen Kral 6. Muhammed’in etkisiyle, ikinci kez başbakan olan PJD’nin popülist lideri Abdelilah Benkirane aylarca süren gelgitin ardından hükümet kurmakta başarısız oldu ve yerine saray tarafından yine aynı partiden Saadeddin Osmani atandı. El Hirak hareketinin önde gelen ismi Nasser Zefzafi ile yoldaşlarının tutuklanmasının ardından protestolar tırmanışa geçerken Saadeddin Osmani’nin şu aralar “pek ortalarda gözükmediğini” de not düşelim.

İsyan kime, neye karşı?

Berberi (Amazigh) halkının çoğunluğunu oluşturduğu Rif bölgesi yoksulluk, işsizlik ve “yapısal” yolsuzlukla boğuşuyor ancak bu sorunlar yalnızca Rif bölgesine ait sorunlar değil.

20 Şubat Hareketindeki rolü nedeniyle devlet tarafından hakkında kovuşturma açılmış siyaset tarihçisi Maâti Monjib’e göre yeniden alevlenen isyan Makhzen (Saray ve etrafındaki askeriye, istihbarat, kamu kurumları ve elit sınıfın oluşturduğu yönetim) zorbalığına karşı. Aslen Saray, kontrolünü güçlendirmek adına yerel yönetimler ile arabulucuların elini zayıflattığında kendini krizin yegane muhatabı haline getirdi.[1]http://www.middleeasteye.net/fr/reportages/interview-ma-ti-monjib-le-r-gime-marocain-s-est-sp-cialis-dans-l-affaiblissement-des

Merkezi yönetim Mayıs sonu itibari ile tutuklamalara başlamadan önce küçük tavizlerle krizi yatıştırmaya çalıştı. İlk olarak balıkçının ölümü ile ilgili soruşturma başlattı, sonra yıllardır altyapı ve hizmet talepleri görmezden gelinen bölgeye hastane ve üniversite yapma sözü verdi. Ancak halk daha fazlasını talep ediyordu: Politik özgürlük ve artık yapısallaşmış, devletin her kademesini köküne kadar ele geçirmiş yolsuzlukla mücadele.

Tutuklama dalgası

Devletin propaganda aracı olarak kullandığı diyanet işleri eliyle imamlar camilerde protestocular aleyhine vaaz vermeye başladı. 26 Mayıs’ta el Hirak hareketinin önde gelenlerinden Nasser Zefzafi böylesi bir vaaza sesini yükseltince o ve hareketin çekirdeğindeki diğer eylemciler hakkında alelacele tutuklama kararı çıkarıldı.

Kendisi de işsiz olan ve facebook sayfasında yayınladığı canlı videolarla sesini duyuran Zefzafi ilk gün kaçmayı başardı ancak ne var ki 29 Mayıs’ta tutuklandı. İlk tutuklama dalgasının başladığı Cuma ve ertesi gün (27 Mayıs) binlerce kişi el Huseyma’nın yanı sıra İmzuren, başkent Rabat ve bir diğer büyük şehir Kazablanka’da da sokaklara çıktı. Resmi makamlar 31 Mayıs itibari ile el Hirak hareketinden en az 40 kişinin tutuklandığını duyurdu. Bunlardan 25’inin bugün (6 Haziran) mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

Tutuklamalar üzerine protestolar bir haftayı aşkın süredir devam ederken PJD dahil koalisyon hükümeti içindeki partilerin merkezleri Saray yanında cephe aldılar. Öte yandan koalisyon içinde yer alan PJD ile USFP (Halk Güçleri Sosyalist Birliği) partilerinin el Huseyma’daki yerel birimleri kendi merkez bürolarının aksine bir açıklama yaparak polis şiddetini kınadılar. Maâti Monjib’e göre bu ironik durum, partilerin yerel birimleri halk ile temas halindeyken merkezlerinin nasıl tabandan kopuk ve saray güdümlü olduğunu gözler önüne seriyor. Parlamentodaki tek net duruş sadece iki vekili olan Demokratik Sol Federasyonundan (FGD) geldi. FGD hükümeti eleştirirken protestocuları hedef alan devlet şiddetini parlamentoya taşıdı.

Şimdi ve sonrası

Tutuklamaların ardından bir haftayı deviren protestolar haftasonu da Cuma günü başlayan 3 günlük kent grevi[2]http://isyandan.org/haberler/yeni-bir-mucadele-ve-orgutlenme-bicimi-olarak-kent-grevi-ve-kent-komiteleri/ile devam etti.

İmzuren kentinden göstericiler polis saldırılarına taşlarla cevap verdi. Geçtiğimiz Cuma akşamı (2 Haziran) el Huseyma’nın Sidi Abed meydanında toplanan göstericiler politik tutsakların serbest bırakılmasını talep etti. Eylemciler Rif bölgesine ait bayraklar taşıdılar, 3 günlük grev kapsamında kentte çoğu dükkan kepenk indirdi.

Tıpkı 2013’de Cezayir’de ateşlenen işsizler hareketinin lideri Tahar Belabbes gibi Fas’ta da hükümetteki parti merkezleri ile yerel birimler arasındaki yönetim boşluğu, Nasser Zefzafi gibi yerel figürlerin öne çıkmasına yaradı. Bu arada devlet şiddetinin tırmandığı son döneme kadar 56 binlik nüfusu ile görece küçük el Huseyma kentinin diğer büyük ve merkezi kentlere “kıyasla” daha az yoğunluklu bir güvenlik kuşatması altında olduğu söylenebilir. Bu da son dönemde sıkılaşan baskılara nazaran geçmişte hareketin serpilmesine biraz da olsa olanak tanımıştı.

Ancak şimdi durum farklı. Devlet isyan eden halka karşı bütün silahlarını kuşanmış durumda. Bir yandan tutuklamalar, polis ve şiddet ile protestoları ezmek için demir yumruğunu dayarken öte yandan hareketi itibarsızlaştırmak için “dış mihraklar” propagandasını kullanıyor. Bununla beraber tıpkı 2012’de olduğu gibi ekonomik tavizlerle isyanın nabzını düşürüp hareketi tabanından izole ederek yalnızlaştırma yoluna da gidebilir. Tüm baskılara karşın adım adım büyüyen el Hirak hareketinin tutuklu üyeleri ile protestocular ise direnişe devam mesajı veriyor.

Haber: isyandan.org

Notlar   [ + ]

1. http://www.middleeasteye.net/fr/reportages/interview-ma-ti-monjib-le-r-gime-marocain-s-est-sp-cialis-dans-l-affaiblissement-des
2. http://isyandan.org/haberler/yeni-bir-mucadele-ve-orgutlenme-bicimi-olarak-kent-grevi-ve-kent-komiteleri/
BENZER KONUDAKİLER

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.