RAND Enstitüsü’nün Çin-Amerikan Savaşı Raporu

rand

RAND Enstitüsü 2015 ve 2025 yıllarında ABD ile Çin arasında Pasifik’te muhtemel bir savaşı değerlendiren “Çin’le Savaş: Düşünülmezi Düşünmek” isimli bir rapor hazırladı.

Raporun giriş kısmı bulguları özetliyor:

Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasında önceden planlanmış bir savaş ihtimali oldukça düşük ancak iyi yönetilemeyen bir krizin düşmanlığı tırmandırabileceği tehlikesi de yadsınabilir değil. Bu yüzden iki devlet de savaş istememesine rağmen iki ülkenin orduları birbirleriyle savaş planı yapıyor. Çin’in “geçit-vermeme ve bölge-tutma” (A2AD) kapasitesi geliştikçe, Amerika Birleşik Devletleri savaşın planladığı gibi gitmesi ve mutlak bir galibiyetle sonuçlanması konusundaki özgüvenini kaybediyor. Bu analiz Çin ile savaşın çeşitli senaryolarını ve bu senaryoların olası sonuçlarını değerlendiriyor.

Rapor kendisini açıp okuma ve ciddiye alma ihtimali bulunan Çinli politikacı ve işadamlarına (ve Asya’nın geri kalanındaki meslektaşlarına) Çin’le savaşın ABD’ye bugün bile pahalıya mal olacağı ve mutlak bir galibiyetle sonuçlanması ihtimalinin 2025’e doğru oldukça azalacağı konusunda itiraf niteliğinde iddialar içeriyor.

Öte yandan raporun şöyle iddiaları da var:

Her iki taraf da şiddetli bir çatışmada büyük askeri kayıplar verebilir. 2015 yılında, ABD kayıpları, çatışmada yer alan güçlerin küçük ancak yine de önemli bir kısmı olurken; Çin tarafı ABD tarafından çok daha ağır kayıplar verebilir ve çatışan güçlerin önemli bir kısmı yok olabilirdi.

Görünen o ki, halka açık raporun gerçekleştirmeye çalıştığı iki hedef var. Birincisi, rapor Çin kuvvetlerine karşı ABD tarafından önceden planlanmış bir ilk darbe saldırısının ihtimal dahilinde olmadığını göstermeye çalışıyor çünkü ilk darbe saldırısının başarılı olabilmesi için yapılacak en iyi şey hiç beklenmeyen bir anda olması.

İkincisi, bölgede Çin askeri gücünün artmasıyla gelişen Çin hırsını dizginleme çabası söz konusu. Rapor ayrıca Çin yönetiminin bir kısmının bölgede devam eden ABD varlığı ve rolüne alışarak, bu durumu tamamen dışlamak yerine konuyu daha uzlaşmacı bir yaklaşımla ele alması için de çaba gösteriyor olabilir. Bir diğer deyişle Çin karar merciileri örtülü bir tehditle ABD’nin bölgedeki önlenemez nüfuzuna karşı çıkmayı bırakmaları konusunda ikna edilmeye çalışılıyor.

Raporun ilerleyen kısımlarında bu potansiyel savaşa karşı önlemler içeren ve Amerika’yı savaşa girmekten koruyacak bazı öneriler veriliyor.

Önerilerden bazıları şu şekilde:

  • Amerika Birleşik Devletleri, Çin A2AD’sinin etkisini daha kalıcı güç platformları (örneğin denizaltılar) ve anti-A2AD (örneğin alan misillemeleri) yoluyla kırmalı.
  • Amerika Birleşik Devletleri, ana müttefikleriyle, özellikle Japonya’yla öngörülemeyen durum planlaması yapmalı.
  • Amerika Birleşik Devletleri, Çin’in savaşın askeri olarak kaybedilmese bile yıkıcı sonuçları olacağından tam anlamıyla haberdar olduğundan emin olmalı.
  • Amerika Birleşik Devletleri, güçlü askeri operasyonları sürdürebilme yeteneğini geliştirmeli.
  • Amerikan liderler Çin’in savaş durumunda kritik emtialara ve teknolojilere erişimini engelleyecek alternatifler geliştirmeli.
  • Amerika Birleşik Devletleri, Çin’den temin edilen kritik malların kesilmesi durumunu hafifletecek önlemler almalı.
  • Ek olarak, ABD ordusu karasal A2AD teknolojilerine yatırım yapmalı, Uzak Asyalı müttefiklerinin güçlü savunma sistemleri geliştirmesini desteklemeli, müttefikleriyle (özellikle Japonya’yla) müşterek çalışma becerisini arttırmalı ve yanlış algılama veya yanlış hesaplama tehlikelerini azaltmak için Çin-Amerikan askeri mutabakatının ve işbirliğinin derinleştirilmesi ve genişletilmesine katkıda bulunmalı.

Bu önerilerden bazıları bölgedeki Çin güçlerine yapılacak bir Amerikan ilk darbe saldırısının etkisini güçlendirebilir. Ve bütün öneriler Asya’da, Amerika’nın kendi sınırları ve bölgesinin çok uzağında, sürekli bir Amerikan askeri kurulumunu, karşılıklı bir meydan okuma ikliminin yaratılmasını ve tüm Asya’ya hakim olan kalıcı bir potansiyel savaş tehdidini içeriyor.

Sürekli Bir Amerikan Askeri Kurulumu Asya’nın İstikrarını Tehdit Ediyor

Rapor Asya Pasifik’teki potansiyel bir savaşın Çin’in ticaretini büyük oranda etkileyeceği uyarısında bulunuyor. Bu durum yalnızca Çin için değil bütün Asya bölgesi için bir felaket anlamına geliyor. Raporun iddiası şu şekilde:

Batı Pasifik’in büyük kısmı bir savaş alanı haline geleceği için, Çin’in bölgedeki ve dünyanın geri kalanındaki ticareti büyük oranda düşecektir.

Asya’nın ekonomik yapısını araştıran biri Asya’nın öncelikle kendi içinde sonra Amerika, Avrupa ve diğer yerlerle ticaret yaptığını görecektir. İşin özü, Çin’le yapılan bir Amerikan savaşı Asya ekonomisinin geri kalanıyla da yapılan bir Amerikan savaşı anlamına gelecektir.

Asya’daki Amerikan ekonomik nüfuzu ABD’nin bölgede edinmeye çalıştığı jeopolitik öncülüğün oldukça gerisinde. ABD yüzyıla yakın bir süredir ekonomi ve güvenlik çerçevesinde kurmaya çalıştığı hegemonyanın dışında gelişen bir bölgeyle karşı karşıya.

Trans-Pasifik serbest ticaret ortaklık anlaşması merkantalizmin modern bir versiyonunu temsil ediyor. Amerika’nın huzur bozucu ve yıkıcı politik grupları ve terörist birlikleri örgütleyerek kullandığı “yumuşak güç” İngilizlerin gambot diplomasisinin güncel bir halini yansıtıyor. Ve ABD’nin devlet destekli sivil toplum örgütleri aracılığıyla kurduğu paralel kurumlar; İngiliz, Fransız ve Hollandalı emperyallerin 2. Dünya Savaşı’ndan önce bölgede kurduğu yerel kurumlarla rekabet eden ve sonunda onları ele geçiren emperyalist yönetim ağlarıyla aynı özellikleri taşıyor.

Ancak bütün bu yeniden tasarlanmış, modernize edilmiş hegemonik yapılara rağmen, Asya devletleri, birlik içindeki nüfusları, güçlü ekonomileri, artan askeri kapasiteleri ve güvenlik birimleriyle Amerika’nın bölgedeki dayanaksız nüfuzunu dışlamayı her geçen gün daha fazla başarıyor. Ve ABD tıpkı Asya Pasifik’e nüfuz etmek için kurumlarını yerleştirdiği emperyalist devletler gibi bölgedeki halkları birbirine ve komşu ülkelere kırdırmak ve böylelikle güçsüzleşecek bölgede kendisini dayatmak arzusu içinde.

Bu, şu anki Güney Çin Denizi çatışmasının da başlangıç noktası. Tabi ki gerçek düşmanlıklar da mevcut; yalnızca Çin ve Güneydoğu Asyalı komşuları arasında değil Güneydoğu Asya devletlerinin kendi içinde de.

Yumuşak gücün kullanımıyla ve Amerika’nın korkunç medya gücüyle çözülebilir ikili anlaşmazlıklar büyütülüyor ve bölgesel bir çatışmaya döndürülüyor. Sonra ABD kendisini bölgede Asya güvenliği ve istikrarının vazgeçilemez güvencesi olarak konumlandırıyor. Bu sayede bölgedeki gerilimi ve bölünmeyi en yüksek seviyede tutacak şekilde krizi yönetebiliyor ve bölgeyi bir bütün olarak güçsüzleştirip Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi önceliklerini bölgeye dayatabilmesini sağlıyor.

Bu tehlikeli oyun eğer Washington tarafından iyi oynanırsa Asya’nın önümüzdeki dönemde daha iyiye gidecek ekonomik potansiyeline taş koyabilir. Öte yandan iyi oynanamazsa RAND Enstitüsü’nün raporunda belirttiğine çok benzer, bölgeyi belirsiz ve ucu açık bir felakete sürükleyecek, silahlı bir çatışmaya evrilebilir..

Asya’da İstikrar Tek Seçenek 

Asya için istikrar, refah ve gelişme demek. Bölge halihazırda ulusların ikili anlaşmazlıklar ve alan kapma girişimleriyle ortaya çıkan çatışmalar yerine barışı seçmesini sağlayacak karşılıklı ekonomik teşvikler ortaya koyuyor. Aynı zamanda her bir ulus askeri bir tehdide davet çıkarma veya askeri güce başvurma eğilimini düşürmek için militer güçlerini artırmaya devam etmek zorunda. Bu güç dengesini sürdürecek çeşitli mekanizmaları kurmak ve bu sayede çok kutuplu bir bölgesel düzen oturtmak geleceğin müreffeh Asya’sının anahtarı olacak.

Amerika Birleşik Devletleri’nin varlığı bu süreci aksatan daimi bir istikrarsızlık kaynağı olmaya devam edecek. Çünkü ABD’nin amacı bölgede çok kutuplu bir denge yaratmak değil aksine kendi bölgesel tek kutuplu üstünlüğünü elde etmek ve sürdürmek.

Bu durum Amerika Birleşik Devletleri’nin yalnızca Çin’in değil bölgede Amerikan üstünlüğünü tehdit eden herhangi bir Asya devletinin ekonomik ve politik gelişimini ve nüfuzunu azaltmasını, kontrol altına almasını ve hatta geriletmesini zorunlu kılıyor. Bu da bütün bölge için sürekli bir istikrarsızlık rejimi gerektiriyor.

Aslında Asya Pasifik’te bir Amerikan-Çin savaşı olasılığı çok düşük; ancak böyle bir savaş ihtimali ABD’nin coğrafi olarak bile var olmadığı bir bölgede orantısız ve dayanaksız bir nüfuz edinmekte ısrarcı olduğu için ortaya çıkıyor.

Mantıken bu potansiyel felaketi önlemek için bu iki hasımdan birinin bölgesel denklemden çıkarılması gerekiyor. Çin, Asya bölgesinde yer aldığı için onu çıkarmak mümkün değil; işte bu yüzden eleme sürecinde Amerika çekilen taraf olmak zorunda.

Bu gerçekleşmeyeceği için tüm Asya devletleri önceden kararlaştırılmış ve artan bir çabayla Amerika’nın bölgedeki varlığını ve etkisini nihayet rasyonel ve yapıcı bir orana indirmeye çalışacak. Bu yapılırken karşı konulması gereken şey ABD’nin her işe burnunu karıştırması durumundan sinsice yararlanarak bir ülkenin komşusuna karşı pozisyonunu geliştirme eğilimine girmesi; böyle bir durumun yaratacağı tek sonuç bölgenin bitmeyen çatışmalarla kolektif olarak güçsüzleştirilmesi olur.

Asya’nın büyümesi için istikrar gerekiyor. ABD ise önümüzdeki on yıl için sadece istikrarsızlık ve çatışma vaat ediyor ve hatta bölgenin felaketi olacağını itiraf ettiği bir savaşın açıkça hazırlıklarını yapıyor. Bu savaşın çıkmasının tek sebebi ABD’nin birinci dereceden yasal bir hakkının olmadığı bir bölgeden çekilmeyi reddetmesi. Asya’nın seçiminin barış ve refah içinde geleceğe ilerlemek olması gerektiği bariz. Birarada bulunarak Asya kolektif güvenlik ve istikrarına yönelik esaslı tehlikeyi –bölgede kalabilmek için savaş tehdidini öne sürerek bölgeyi ele geçirme tehlikesi- ortadan kaldırabilir.

Kaynak: http://www.wsws.org/en/articles/2016/08/05/pers-a05.html
Etiketler: , ,

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.